17 Kasım 1940 yılında hayata gözlerini açan ve 17 Mayıs 2002 yılında 62 yaşındayken hayatını kaybeden Aşık Mahzuni Şerif Türk halk müziği türünde eserler veren bir ozandır. Kahramanmaraş’ın Berçenek Köyü’nde doğmuş, Almanya Köln’de hayatını kaybetmiştir.

Mahzuni Şerif, 17 Kasım 1940 tarihinde Kahramanmaraş’da Afşin ilçesi, Berçenek Köyü'nde doğmuştur. Asıl adı Şerif Cırık’dır. Annesi Döndü, babası Zeynel Cırık’dır. Berçenek'te ilkokul olmadığı için Elbistan'ın Alembey Köyü'nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur'an eğitimi aldı. Eski Türkçe okur, yazar. Ancak, 1956 yılında kendi köyüne gelen ilkokuldan mezun olur.

12 yaşında iken babasının ve akrabaların isteğiyle dayısının kızı Emine ile nişanlandı ve daha sonra 17 yaşında iken İmam nikahı ile evlendi. Bu eşinden Züleyha adında bir kızları oldu. İmam nikahı ile evlendiği karısından bir mektupla boşandı.

1956 yılından itibaren saz askeri okulda iken saz çalmaya ve şiirler yazmağa, türküler söylemeye başladı.

1956 yılında, o zaman Mersin’de olan Astsubay Hazırlama Okulu'na kaydoldu ve 1959 yılında bitirdi. 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu'ndan mezun oldu. 1960 yılında eşi olacak Suna hanımı kaçırarak 6 ay birliğinden ayrı kaldığı için TSK ile ilişiği kesildi.

1960 yılında Ankara'da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanıştı. Onunla evlenmeye karar verdi. Ama kız o zaman daha 14 yaşında idi. Yasalara göre evlenmesi mümkün değildi. Suna'yı kaçırıp, köye götürdü. Annesi, babası şikayet edince; bir yandan 14 yaşındaki kız kaçırmış bir kişi, bir yandan okul kaçağı, bir yandan da askere gitme çağı gelmiş bir asker kaçağı olarak aranıyordu. Mahzuni, adını Suna yaptığı Sovina'yı çok sever. Neticede evlendi.

1964 yılında dünyaya gelen oğulları Emrah henüz bir kaç aylıkken Mahzuni, Suna ve Emrah'ı Babası Zeynel'e emanet ederek, vatani görevini yapmak üzere askere gider. Daha sonra eşi Suna’yı bir arkadaşı kandırarak evi terk etmesine sebep oldu.

Mahzuni ordudan ayrıldıktan sonra toplumsal, siyasi konuları ele alan; geleneksel halk şiirini devam ettiren ve diğer yanda protest şiirlerle halkın sorunlarını dile getiren; halk aşığı veya halk ozanlığına başladı. 12 yaşlarında gönül verdiği bu geleneği yaşamı boyunca devam ettirmiştir. Saz çalmayı amcası Aşık Fezali (Pehlül Baba)’dan öğrendi.

1961 yılından itibaren Türk halk müziğine gönül verdi. 1964 yılında çıkarttığı ilk plağı ile müzik piyasasına girdi. Bir süre Gaziantep'te ikamet ettikten sonra Ankara'ya göç etti. 1963 ve 1964 yıllarıda 2 sene İşçi Partisinin gençlik kollarında aktif olarak görev yaptı.

Fikret Otyam ile tanıştı. Onun sayesinde Hürriyet Gazetesinden Cüneyt Arcayürek ile tanıştı. Basında onu hakkında ilk yazı Cüneyt Arcayürek’ün kaleminden Hürriyet gazetesinde çıktı. Halk ozanları olarak seslerini duyurmak için Aşıklar Derneğini kurdu. Fikret Otyam'ın ve Gazeteciler Sendikası'nın desteği ile konserler verdi.

Kazanmaya başladığı paralarla 1968'de kendi adına bir plak firması kurdu. Ama, ortakları Ayhan Coşkun ve Abas Sütçü'yle kısa zamanda batırdı.

1974 yılında yurtdışından konser dönüşü hemen tutuklanır. Sebebi de bir THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) örgüt militanın 'Mahzuni seni istiyor' yalanını söylenerek kaçırdığı Türkola Plakları sahibinin şikayeti üzerine. Yapılan mahkemede 14-15 ay hapis cezasına çarptırılır. 70’li yılların ortasından itibaren 8 yıl süre ile sahnelere çıkışı, yurtdışına gitmesi yasaklanır. Geçimini ufak bir dükkanda plak satarak sağlamaya çalışır.

1981-82 yıllarında yasaklı olduğu için gizli bir şekilde stüdyolarda plak doldurur. Fakat bu plaklar 1986 yılına kadar piyasaya sürülmez, saklanır. 1986 yılında ozanımızın üzerindeki yasak kalkar. Gizli bir şekilde doldurmuş olduğu plaklar piyasaya sürülürler.

1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından Dünya'nın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.

Aşık Mahzuni, Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Fadimem, Gül Yüzlüm, Ciğerparem, Merdo,Dostum Dostum, Han sarhoş Hancı sarhoş, Çeşmi Siyahım,Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Abur Cubur Adam, Katil Amerika ve Ekmek Kölesi gibi eserleriyle tanındı.

Aşık Mahzuni'nin türkülerini Ersen ve Dadaşlar, Edip Akbayram, Cem Karaca, Gülden Karaböcek'ten Zeki Müren'e, İbrahim Tatlıses'ten, Ahmet Kaya'ya, Mahsun Kırmızıgül'e, Murat Göğebakan'dan, Selda Bağcan'a kadar birçok Türk halk müziği ve bazı pop müzik sanatçıları da okudu.

1971 yılında askeri darbe sonucu Süleyman Demirel hükümeti devrilmiş, Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kurulmuştu. Bu hükümet sol kesime karşı şiddetli baskı uygulayınca Mahzuni Şerif türküyü patlatmıştı. Çıkardığı 45'lik plak, 'Erim erim eriyesin/Sürüm sürüm sürünesin' diyordu.

Netice olarak hemen tutuklanır ve 10.5 ay cezaya çarptırılır.

Yıl 1972. Mahzuni Şerif, elinde sazı, Sivas'ın Sivrialan Köyü'ne Aşık Veysel'i ziyarete gitti. 1973 yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara'da Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandı.

Albümleri:

Mahzuni'ye Saygı (2017)

Buldular Beni (2003)

Prangalar (1999)

Aburcubur Adam (1986)

Berçenekten Yaya Geldim (1997)

Ben Neyim (2002)

Ekmek Kölesi (2003)

Nenni Bebek (1981)

Fırıldak Adam (2001)

Aşık Mahzuni Şerif (1998)

Zam Fakiri (1990)

 

Halk şiirine gönül veren ve konuşma dilini şiirleştiren Aşık Mahzuni'nin 453 plağı, 50 kasedi ve yayınlanmış 9 adet kitabı vardır.

Aşık Mahzuni, Geçmişinde yapılan zulüm ve adaletsizliğe kin beslememiş olup, Yezit sözcüğünü yalnız Hz.Hüseyin'i şehit eden Emevi zalimi için kullanmış ve hiç bir sünni dostuna Yezit yakıştırmasını reva görmemiştir.

1997 yılının haziran ayında Almanya'da beyin kanaması geçirip, Almanya 'nın Ulm Şehrinde tedavi gördü.

Mahzuni Şerif, Şubat 2001 tarihli Kızıldalı dergisi'ne 'Hem Kızılbaş hem Alevi'yim' başlıklı bir yazı yazmıştı. "Elhamdülillah Kızılbaş'ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaştır. Bir suç varsa o da dedemdedir." dediği için, 2001 yılının Kasım ayında DGM tarafından aleyhinde dava açıldı. İlk duruşması 27 Aralık 2001 tarihinde DGM'de başladı. 17 Mayıs 2002 tarihinde Almanya'nın Köln şehrinde vefat ettiğinde DGM'deki davası henüz sonuçlanmamıştı.

Mahzuni Şerif, 2001 yılının başlarında kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle JFK Hospital İstanbul hastanesinde yoğun bakım altında tedavi oldu ve Mayıs ayında taburcu edildi.

Evlilikleri : 3 kez evlenen Mahzuni Şerif’in 8 çocuğu vardır.

  1. Eşi: 12 yaşında iken babasının ve akrabaların isteğiyle dayısının kızı Emine ile nişanlandı ve daha sonra 1957 yılında 17 yaşında iken İmam nikahı ile evlendi. Bu eşinden Züleyha adında bir kızları oldu. İmam nikahı ile evlendiği karısından bir mektupla boşandı.
  2. Eşi : 1960 yılında Ankara'da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanıştı. Kaçırarak evlendi. Bu evlilikten ikiz olan Ferhat, Şirin ve Emrah adlı üç çocuğu olur.
  3. Eşi: Mahzuni Şerif, 1971 yılında Fatma Özdemir ile evlendi. Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocuğu oldu.

Mahzuni Şerif, 17 Mayıs 2002 tarihinde Köln, Almanya’da 62 yaşında ölmüştür. Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede defnedilmiştir.

Mahzuni Şerif, ölmeden önce DGM tarafından aleyhinde dava açılmasına sebep olan Şubat 2001 tarihli Kızıldalı dergisi'ndeki yazısında söyle diyordu:

Özetle 

“ 'Hem Kızılbaş hem Alevi'yim'

- Ben Allah adına insana secde etmeyi yeğlemekteyim. Bir Alevi çocuğu değil bir Hıristiyan, bir Musevi de olsam böyle düşünmekteyim. (...) İnsan aleminin sevgisinde, gönlünde, bütünlüğünde ve doğanın her güzelliğinde beni yaradanı arayıp keyfime göre isimlendirdim. Ona gül dedim, bülbül dedim, çiçek dedim, Ali dedim, Veli dedim; ağzıma ve gözüme güzel gelen her şeye onun adını verdim. Bana bunu haram edecek her yasaya, her bilirkişiye, her dinsel nas’a (insana)rest çekmekteyim.

Ancak tarihi iyi okuyan ve merak eden bir kişi olarak Türkiye Alevilerinin yolunun gerçek Alici yol olduğunu savunmak ve yaymak isterim. Çünkü Ali’nin başlattığı Cemahirel vukuat, Atatürk’ün noktaladığı Cumhuriyetin mayasını hazırlamıştır. Ve bunun içindir ki Anadolu Alevileri, çağdaştır, bölüşümcüdür, demokrattır, hukukseverdir, barışsever sağduyulu bir toplumdur...

Namaz kılarken hiçbir kimse, “Müslümanım” diyen biri tarafından öldürülmez. Burada Ali’yi şehit edenler, “Müslüman” idiyseler, bugünkü Sünni âleminin mensubu dostlarımız, O’nu vuranların Müslümanlığıyla nasıl gurur duyabiliyorlar?

Elhamdülillah Aleviyim, Kızılbaşım ve de laikim, ilericiyim, çağdaşım.”

Türkülerinden Örnekler:

İŞTE GİDİYORUM

İşte gidiyorum çeşmi siyahım

Önümüze dağlar sıralansa da

Sermayem derdimdir servetim ahım

Karardıkça bahtım karalansa da

Haydi dolaşalım yüce dağlarda

Dost beni bıraktı ah ile zarda

Ötmek istiyorum viran bağlarda

Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline

Sen beni bıraktın elin dilinde

Güldün Mahzuni'nin berbat haline

Mervan'ın elinde parelense de

******************************************

BAYRAM GÜNÜ

Bahar kış ile barışır

Güller biter bayram günü

Küskünler hak'ka varışır

Kinler biter bayram günü

İnsanın kökü derinde

Hak'kı vardır bir yerinde

Baykuşun bozgun dilinde

Bülbül öter bayram günü

Şu bizim köyler bucaklar

Bayramda dostu kucaklar

Hak'ka bakan kör ocaklar

Yanar tüter bayram günü

Der Mahzuni ahu zarım

Ahu zarım benim kârım

Hey bana küsen dostlarım

Artık yeter bayram günü

******************************************

SAVULSUN GİTSİN

Ambargo mambargo dinleme gardaş

Gelin Amerika kovulsun gitsin

Üsleri müsleri çıksın burdan

Kendi toprağına savulsun gitsin

Bu herifler senden alır haşhaşı

Morfin eder sana açar savaşı

Boşuna vurmadan gardaş gardaşı

Bir bayram davulu çalınsın gitsin

Elin gavurunu boşa çagırma

Evdeki dövüşü ele duyurma

Seni senden, beni benden ayırma

Böyle bir memleket öğünsün gitsin

Bu topraklar bizimdir bizim olacak

Amerika bela buldu bulacak

Mahzuni bağımsız şehit kalacak

Yeter ki Türkiye'm dev olsun gitsin.

******************************************

BULDUĞU ZAMAN

Gökte yıldız yerde ışık görülmez

Güneş doğup gündüz olduğu zaman

İnsanoğlu ara yerde sürünmez

Baş koyacak yastık bulduğu zaman

Çalışmadan yetim hakkını yeme

O kül kafan ile bilirim deme

Dağılır ordular, kalkar mahkeme

İnsanlık kavgasız kaldığı zaman

Bak ne hale koydun garip başımı

Zehir ettin ekmek ile aşımı

Boşa süslemeyin mezar taşımı

Mahzuni Şerif' im öldüğü zaman

******************************************

ZALİMİN ZULMÜ VARSA

Karamanın koyunu

sonra çıkar oyunu

Ben artık seyredemem

devrilesi boyunu

Zalımın zulmü varsa

mazlumun allahı var

Ahım seni kül eder

vallahi billahi yar

At ölür meydan kalır

yiğit ölür şan kalır

Kör olası dünyada

can gider zaman kalır

Mahzuni bu rıhtıma

yanaşıyor son gemi

Düşenin dostu olmaz

bunu unutma emi

******************************************

YORGUNUM BUGÜN

Ey doktor çekil başımdan

Gönlümden yorgunum bugün

O yar bana inanmıyor

Dargınım bugün, dargınım bugün

Geçen günüm aylar gibi

Eğilmişim yaylar gibi

Coşup giden çaylar gibi

Durgunum bugün, durgunum bugün

Bu yol gider vara vara

Etrafını yara yara

Eski sevdigim dostlara

Kırgınım bugün, kırgınım bugün

Der Mahzuni bile bile

Taşa tutu beni hile

Aşık oldum azraile

Vurgunum bugün, vugunum bugün.

******************************************

CANANIM

Bana yücelerden seyreden dilber

Siyah kirpiklerin ok mu cananım

İnsaf et yüzünü yüzüme dönder

Istırabın sonu yok mu cananım

Gönül sevdi benim günahım nedir

Yandım ateşine bunca senedir

Mecnun'un derdinden derdim fenadır

Bu derdin dermanı yok mu cananım

Bu dünya misaldir çatısız hana

Ebedi kalmadı şah'a sultan'a

Deryanın içinde bir damla bana

Bu da Mahzuni 'ye çok mu cananım.

******************************************

AĞLAMA

Kader böyle imiş böyle yazılmış

Gidiyorum kara gözlüm ağlama

Mezarımız gurbet ele kazılmış

Gidiyorum dudu dilim ağlama

Ceylan bakışını üzme boşuna

Kurbanlar olayım gözün yaşına

Keder yakışmıyor hilal kaşına

Gidiyorum kara gözlüm ağlama

Emanet eyledim benli kuzumu

Arkalarda koyma benim gözümü

Getir ver çalayım kırık sazımı

Gidiyorum kara gözlüm ağlama

Mahzuni Şerif 'im yollar göründü

Garip başım dertten derde büründü

Fadime'm duvağın yerde süründü

Gidiyorum kara gözlüm ağlama.

******************************************

BARIŞAK

Ömrümün serdar'ı gönlümün şah'ı

Sana bu günlerde noldu barışak

Gönderme ardımdan ahu imamı

Bahar geldi bayram oldu barışak

Ben giderim gönül senden gitmiyor

Kuru çöl'de mavi sümbül bitmiyor

Küsenlere mevlam yardım etmiyor

Ömür bitti çile doldu barışak

Kara zülüflerin dökmüş kaşına

Ben seni sevmedim boşu boşuna

Gücenmek günahtır mezar taşına

Farzet ki Mahzuni öldü barışak

******************************************

GERİ DÖN

Düşündükçe kan ağlıyor gözlerim

Onbeşinde bahar günüm geri dön

Birbirini tutmaz oldu sözlerim

Nerdesin pirim benim geri dön

Göçüm kalkmış Acemistan hoyunda

Sülalem sulanmış Dersim soyunda

Dünyaya gelmiştik Zeynel soyunda

Hemen gitme tatlı canım geri dön

Varıp gidip Elbistana karışsam

Ben kimim ki Yaradanla yarışam

Mahzuni'yem kırdım isem barışam

Yandı Kerem Aslı Hanım geri dön

******************************************

ÇEKER GİDERİM

Ben de bir peygamber olmuş olsaydım

Birlik tohumunu eker giderdim

Önce yasaklardım kula kulluğu

İnsan Hak'tır deyip çeker giderdim

Bakmazdım zalimin gözü yaşına

Sabıra bağlamazdım boşu boşuna

İtikat etmezdim mezar taşına

Taş yerine çiçek eker giderdim

İnsan olduğu yön kıbledir bana

Ben böyle inandım çünkü insana

Çok sebeptir diye kavgaya kana

Bütün hududları söker giderdim

Cehalet insana pusudur pusu

Kolay bilinmiyor işin doğrusu

Hocam çekmeseydi ahret korkusu

Dünyaya bal gelir şeker giderdim

Mahzuni hüner yok şah'ın tacında

Aşk yanamaz cehennemin sacında

Son isim isterse dar ağacında

İnsan der boynumu büker giderdim.

******************************************

DERMANIM MI VAR

Ben de şu dünyanın nesini sevem

Ovada savrulan harmanım mı var

Çıkıp seyran edem hangi yaylayı

He deyip kalkacak dermanım mı var

Anlamaz da garip gönlüm anlamaz

Mazlum öldürünce yiğit şanlanmaz

Ağardı saçlarım sözüm dinlenmez

Benim padişahtan fermanım mı var

Pare pare etti hakim yaramı

Şaşırdım dünyamı ak mı kara mı

Der Mahzuni neyim alır harami

Benim soyulacak kervanım mı var.

******************************************

DOKUNMA KEYFİNE

Dokunma keyfine yalan dünya'nın

İpini eline dolamış gider

Gözlerinin yaşı bana gizlidir

Dertliyi dertsizi sulamış gider

Kimi hızlı gider uzun yol tutar

Kimi altın satar kimi pul yutar

Kimi soğan bulmaz kimi bal yutar

Kimi parmağını yalamış gider

Mahzuni bu nasıl yazı Mahzuni

Bazen Şerif olur Bazı Mahzuni

Yurdunda anasız kuzu Mahzuni

İnsanlık ardından melemiş gider

******************************************

VASİYETİM

Ben Ölünce sevenlerim toplansın

Ağlamayıp benim sesim çalsınlar

Dualar etsinler kendi dilimden

Gökyüzüne kızıl ışık salsınlar

Ankarada yüklesinler dengimi

Berçenekte başlatmıştım cengimi

Nevşehire taşısınlar rengimi

Hacı Bektaşı şeyhine dalsınlar

İnanarak gittim yüce Allaha

Hüseyinle düştüm ah ile vaha

Yanlış imam elin vurmasın daha

Bir seyitle namazımı kılsınlar

Üstüme 'Bir Ozan Bektaşı' yazın

Ama yazıları derince kazın

Çekem diye şu beş taşın ayazın

Ara sıra kışın beni bulsunlar

İki fidan dikin selviden olsun

Cemler yapılırken yüreğim dolsun

Bir de bostan yapın altında kalsın

At yolcular karpuz kelek alsınlar

Yakın kaldı, yakın kaldı zamanım

İşte gidiyorum kaşı kemanım

Benim sevgiydi dinim imanım

Sevenlerim beni böyle bilsinler

Can taşıyan canlı mutlaka ölür

Değişir dünyadan başka şey gelir

Benim kim olduğum yavrular bilir

Ehlibeyt dünyası sahip olsunlar

Mahzuni asalet sözüne doydum

İnsanlık adına serimi koydum

Ben Ali'yi sevdim, Ali oğluydum

Bütün sevenlerim hoşça kalsınlar.

******************************************

DERMANIM MI VAR

Ben de şu dünyanın nesini sevem

Ovada savrulan harmanım mı var

Çıkıp seyran edem hangi yaylayı

He deyip kalkacak dermanım mı var

Anlamaz da garip gönlüm anlamaz

Mazlum öldürünce yiğit şanlanmaz

Ağardı saçlarım sözüm dinlenmez

Benim padişahtan fermanım mı var

Pare pare etti hakim yaramı

Şaşırdım dünyamı ak mı kara mı

Der Mahzuni neyim alır harami

Benim soyulacak kervanım mı var.

******************************************

VEYSEL'E MEKTUP

Sen bu bahçelerden çok gelip geçtin

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Arılarla çiçeklerde inleştin

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Ne haktan incindin ne de incittin

Taş ile geleni gül ile ittin

Koyunu kurdunan güderek gittin

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Hak nurunu insanlarda aradın

Sabrı tarif ettin derde yaradın

Gönüllerde kaldın gözden ıradın

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Dopdoluydun gezdim dedin beyhuda

Bin göz vermiş sana Cenabı Hüda

Sen dostları unutmadın dünyada

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Kuru laf etmedin Mahzuni gibi

Gözünde berraktı deryanın dibi

Mustafa Kemal'in gerçek talibi

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

******************************************

EFENDİM ( Güzel Dostum )

Güzel dostum aramızda senlik benlik olur mu

Neden gönlüm sarayını tarumar ettin böyle

Bilirsin ki viranede hanedanlık olur mu

Bir nefes alayım derken, bin zarar ettim böyle

Aman aman aman güzel efendim

İkrarım sana bağlıdır efendim

Nefsim gitti sonbahara ulaştı

Seller suskun bağlar gazel efendim

Her baharda boz bulanıp, coşup coşup çağladın

Geçemedim sellerinden yollarımı bağladın

Diyarı gurbete saldın, ardım sıra ağladın

Figanı figana katıp, ahuzar ettin böyle

Aman aman aman güzel efendim

İkrarım sana bağlıdır efendim

Nefsim gitti sonbahara ulaştı

Seller suskun bağlar gazel efendim

Hey Mahzuni sevdiğimin sözünü ferman gördüm

Kuru çöllerde dolaştım, susuz değirmen gördüm

Ayaklarına yüz sürdüm, elinden derman gördüm

Kaldırıp vurdun sineme, zülfükar ettin böyle

Aman aman aman güzel efendim

İkrarım sana bağlıdır efendim

Nefsim gitti sonbahara ulaştı

Seller suskun bağlar gazel efendi

Kaynak: Mp3 indir Mp3Semti.com