Anadolu Ajansı'nın global iletişim ortağı olduğu, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Kartepe Zirvesi'nde "Medyanın En Uzun Gecesi: 15 Temmuz" konulu oturum gerçekleştirildi.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nce The Green Park Kartepe Otel'de düzenlenen Kartepe Zirvesi'ndeki oturumda konuşan TRT World Haber Müdürü Fatih Er, 15 Temmuz günü TRT'nin yeni Washington ofisinin kuruluş hazırlığı için ABD'de olduğunu söyledi.

Türkiye'de darbe olduğunu dışarıdayken haber aldığını ve bunu öğrendikten sonra hemen ofise gittiğini anlatan Er, yolda sosyal medya ve internet sitelerinde Türkiye'de ne olup bittiğini takip etmeye çalıştığını ve o sırada TRT'de okunan bildiriye denk geldiğini kaydetti.

Er, ofise geldiklerinde ne yapacaklarını bilemediklerine dikkati çekerek, "TRT World'un İstanbul'daki ofisini askerler basmış, kapatılmış herkes dışarı çıkartılmış, cep telefonlarına el konulmuş. Nereden, nasıl yayın yapacağımız konusunda hiçbir bilgimiz yok ama bir kısım teknik ekip de Londra'daki ofiste, onlarla bağlantı kurduk ve en kısa zamanda Londra'dan yayına geçebileceğimizi öğrendik. Darbeciler bizim ofisi bastıktan 1,5 saat sonra Londra'dan yayınlara başladık." diye konuştu.

Bir anlamda Londra'daki teknik kapasiteyle Washington'daki editoryal ağırlığı birleştirmeyi başardıklarını vurgulayan Er, "Amerikan televizyonlarına ulaşmaya ve onlara açıklamalar yapmaya başladım. Türk öğrencilerden bir grup kurdum, onlar Anadolu Ajansı'ndan gelen bilgileri hemen İngilizce'ye çeviriyorlardı. Bu arada çocuklardan biri 'Şu anda Meclis'i bombalıyorlar.' dedi. Ben de 'Saçmalıyorsun, Anadolu Ajansı'ndan gelmeyen hiçbir bilgiyi vermeyin.' dedim. Çocuk dedi ki 'Yok abi, Anadolu Ajansı'ndan geliyor.' Orada darbe girişiminin farklı bir evreye geçtiğini anladık." dedi.

 

- "Anadolu Ajansı'nın görüntüleri yabancı basının reflekslerini kırdı"

Fatih Er, moderatör Ali Saydam'ın "Yabancı medyanın tutumunu nasıl değerlendiriyorsun?" şeklindeki sorusunu şöyle yanıtladı:

"Bir Amerikan televizyonuna bağlanmıştım ve 3-5 dakika sonra beni yayından aldılar. Şunu söyledi bana editör, 'O kadar çok FETÖ dediniz ki sizin bu konuda taraflı olduğunuzu düşünüyoruz.' 'Türkiye'de yaşıyorum ve Türk gazeteciyim. Ne yapabileceklerini çok iyi bildiğim için FETÖ olduğunu söylüyorum.' dedim. 'Olaylar daha yeni başlamış, birkaç saat içerisinde bir gazeteci olarak herhangi bir tarafı bizim ekranımızda suçluyor olmanız çok mantıklı değil.' diye görüş bildirdiler. Sadece uluslararası medya değil o gün tüm dünyada bu refleksle yayın yapan kanallara baktığımız zaman Sayın Cumhurbaşkanının uçağının Avrupa'ya kaçmasından tutun da Türkiye'de artık askerin bütün noktaları kontrol aldığına kadar birçok haber yayınlandı. Bunlar aslında yabancı medyanın Türkiye'deki değişimi istediği anlamına geliyordu ve bu bağlamda yayınlar gerçekleştirdiler. Tarafsız gazeteci olmakla övünürken ve bizi taraflı olmakla suçlarken aslında onlar da tarafını o dakikadan itibaren belli etmişlerdi. O gün sosyal medyada, ABD ve İngiltere'de çok daha fazla kullanılması, Türkiye karşıtı çok daha fazla tweet'in atılması ve CNN'in yayınlarının ilk başta 'Türkiye'de asker yönetime el koydu' ekran yazısıyla gelmesi aslında uluslararası bir algı yönetiminin başlangıcıydı ancak Türkiye'de o kalabalıkları görmesi ve gerek Anadolu Ajansı'nın o görüntüleri dünyaya anbean duyurmaya başlamasıyla birlikte de sanırım orada o refleksler kırıldı."

Darbecilerin TRT kurumları içerisinde ilk baskın yaptıkları yerin TRT World olduğuna işaret eden Er, "Çünkü baskın yapan askerler Türkiye'nin bir penceresi olduğunu ve 190 ülkeye yayın yaptığını çok iyi biliyorlardı. Biz de şu an 51 farklı milletten yaklaşık 250 yabancı gazeteci var. Bunların 160'ı darbe girişiminden önce gelmişlerdi hala çalışmaya devam ediyorlar. Bir kısmı darbe sırasında korktu ve gitti, yenileri geldi, onları saymıyorum. Bu 160 gazetecinin darbeden sonra Türkiye'ye bakışları inanılmaz derecede değişti. Ben editoryal olarak çok rahatladım çünkü bir önyargıyla geliyorlardı. Bunlar BBC'de, CNN'de, dünyanın büyük kurumlarında çalışmışlar ve şimdiye kadar Türkiye'yi hep dışarıdan edindikleri kaynaklarla öğrenmişler ama o darbe süreciyle birlikte Türkiye'de tam olarak ne olduğunu anladılar. Şu anda editoryal olarak Türkiye'nin yanında durmaya devam ediyorlar." şeklinde konuştu.

 

- "Kontrollü darbe olduğuna dair hiçbir bulgu yok"

Gazeteci Nedim Şener de bugün Türkiye'nin bir vatan olarak tek parça halinde durabilmesini 15 Temmuz'daki 249 şehit ve 2 bin 200'e yakın gazinin fedakarlığına borçlu olduklarını ifade etti.

15 Temmuz'un çok doğru ve objektif bir şekilde topluma anlatılması ve geleceğe öyle taşınması gerektiğini vurgulayan Şener, hiç kimsenin bundan bir çıkar gütmemesi gerektiğini, yoksa gerçekten hem şehitlerin hem de gazilerin fedakarlığına yazık olacağını belirtti.

15 Temmuz'un dünya insanlık tarihinde benzerine sık rastlanan bir olay olmadığına işaret eden Şener, "15 Temmuz bana göre Mustafa Kemal'in 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözünün kanla silinmeyecek bir şekilde bir kez daha yazıldığı bir tarihtir aslında." dedi.

Nedim Şener, "Bu darbe direnişine katılmayan kesimler, hatta 'Kontrollü darbe' diyenler bence büyük bir mahcubiyetin de altınlar, böyle bir şanlı direnişin içinde olmamaktan. O yüzden 'Zaten biz kontrollü darbe olduğunu biliyorduk, öyle olduğunu bildiğimiz için orada yoktuk.' diye kendilerince psikolojik bir savunma geliştiriyorlar. Oysa kontrollü darbe olduğuna dair hiçbir veri yok, hiçbir bulgu yok. Olsa inanın bunun gürültüsünü en çok ben çıkartırım. Dolayısıyla bu darbe sonrası bilimsel ve sosyolojik altyapıyı değerlendirirken çok objektif ve tarafsız olmamız gerekiyor. Bizi ancak bu sağlıklı değerlendirmeler ve objektif yaklaşımlar geleceğe umutla taşır." ifadelerini kullandı.

 

- "Medya toplumdaki darbe karşıtı bilinci besledi"

NTV program sunucusu Oğuz Haksever de medyanın 15 Temmuz öncesindeki darbelerde uyum sergilediğini hatta bazı darbelere önayak olduğunu veya vesayetçi müdahaleleri meşru kılacak yayınlar yaptığını ama 15 Temmuz'a gelene kadar da belirli bir dönemde toplumdaki darbe karşıtı bilinci beslediğini vurguladı.

Medyanın, her darbe yıl dönümlerinde milli iradenin ele geçirilmesinin ardından Türkiye'nin ne kadar geriye gittiğini, ne kadar zarar gördüğünü işlediğini ve 15 Temmuz'a böyle gelindiğine dikkati çeken Haksever, "Eğer medyanın duruşuyla ilgili olarak oluşan algı ekranlarsa bu konuda çok ciddi bir düzeltme yapmak gerekiyor. Orada fedakarca ve ilkeli bir şekilde, temel prensiplere dayalı şekilde yayın yapanlar sadece ekrana çıkanlar değildi; muhabir arkadaşlarımızdı, kameraman arkadaşlarımızdı, editör arkadaşlarımızdı, teknisyen arkadaşlarımızdı, kanal yöneticileriydi." şeklinde konuştu.

Haksever, o gece her haber kanalının kendi stratejisini oluşturduğunu belirterek, "Popüler kanallar, kusura bakmayın sınıfta kaldılar. İstediğiniz kadar popüler kanal olun, ben ATV'de 17 Ağustos Depremi'nde haber merkezine gidip, normal yayını kesip, 2 gün boyunca özel yayın yaptığımızı hatırlıyorum. Bunu neden yapmadılar bilmiyorum, belki bazıları yapmıştır ama bir de şöyle bir adetleri var, her yaz hepsinin 'anchor'ı aynı anda tatile çıkıyor." ifadelerini kullandı.

Yayına başladıkları ilk andan itibaren "Helikopteri kaldırdık, geliyoruz" gibi tehditler aldıklarını da dile getiren Haksever, bu tehditlerin saatlerce sürdüğünü açıkladı.

Oturumu, Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sadettin Hülagü ve Kocaeli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Kurt da takip etti.