ecanbaz @ gmx.de

İç ve Dış Dünyamız

Keşke herkesin, belki de en çok da ünlü insanların iç dünyasını, yani ruhu neyle haşır neşir oluyor bilebilsek. Ruh bilimlerinin yaptığı gibi dolambaçlı da değil, hemen bir resim olarak görebilsek. Ve iç dünyamız sürekli hareketli ve değişken olduğu için ve zamana göre değiştiğine, en kaba sınıflamasıyla yaz, kış, ilkbahar ve sonbahar olarak, tüm geçen zaman kesitlerinde ki ruh resmimizi albümün sayfaları gibi tek çevirip de seyretsek. Bazen mahrem kalacak şekilde olma ihtimali de var, ama keşke en azından biz kendimize ait olan şekle şemaile vakıf olabilsek. Flu olması muhtemel bu resimde koyu olan bölgeler, ruh halimiz açısından alarm zillerini gösterse. Röntgen gibi olsa da yani, tıpkı diğer tıp alanlarında olduğu gibi, ruh uzmanına gösterdiğimizde gereken uyarıyı yapsa ve gerekiyor ise eğer aksilikleri, stresleri engelleyici, koruyucu maddeleri, gıdaları bizlere peşinen önerse. Yoksa iç dünyamız gerçekten çok karmaşık. Bunu okumaya 'farkındalık' deniyor olmalı.

Bazen pır pır iç dünyamız, bazen durgun, bazen çocuksu, bazen sanki bir kurtarıcı ciddiyetinde, bazen şımarık, bazen yargılayıcı üstelik kendimizi, bazen mahzun ve masum, bazen hırslı ve suçlu gibi. İçinde hapisler var bazen ya da okyanuslar ve deryalar. Aşmak isteyen, engel tanımaz, bazen de kabuğuna çekilmiş, kollarından tutulup okşanısı. Çekip gitmek isterken, zaman zaman ısrarcı, tutkulu, keyif çakır, efkarlı...

Bir de dış dünyamız var. Üzerimize giydiğimiz kıyafetten başlayarak, hatta derimize yaptığımız dövmeden. Evdeki ailemizden, düzenden, sokağa, iş dünyasına kadar giden. Tatilde gittiğimiz, takıldığımız yerlere, tüm okul sürecinde yaşadıklarımıza, düğünümüzde, üzüntümüzde, iş ilişkilerimizde gördüğümüz, zannettiğimiz, yargıladığımız, ön yargı ile baktığımız, mutlu olduğumuz, bazen nefret ettiğimiz, karmakarışık, gri, bazen monoton, durağan tek tip, bir nehir kenarında muhteşem zengin, ilkbaharda canlı, kışın donuk ve beyaz, yazın esen yaprakları ile dışımız yani.

Düşünün ki bu iki dünya sürekli iletişim, haberleşme, alış veriş içinde. Bazen çatışma, bazen barışma, bazen alıcı, bazen de verici konumunda.

Her insanın bu ilişkisi farklı. Daha doğrusu farklı biraz hala. Doğrusu, çünkü insanlar ve çevreler, istekleri, arzuları, hobileri, markaları, mimarisi, peyzajı, kentsel dönüşümleri, kirletilmesi, dokunulmaz oluşları tek tipleşiyor. ve aslında insanların kuralları, ilgilendiği teferruatları, angaryaları, kafa karıştıran öğeleri, iç daraltan mekanları, sinir bozucu çevresel düzen artıyor. Hapisleşiyor daha çok insan adeta. Çünkü rahata da kavuşuyor. Hareket yok. Spor bile kapalı alanlara indirgenmiş. Bir çıkış yolu reçetesi veren de yok. Uzman denenlerin çoğu aslında bu ortamlardan ekonomik anlamda istifade de ediyor. Mahremiyet kalmamış, esenlik, huzur tatilde. Tüten bacalar refah vermiyor, sadece ekmek ile karın doyuruyor. İç ve dış dünyamıza bir katkısı olmadığı gibi söküp götürüyor da.

Huzur bulamadıkça daha da koşuyor insan madde peşinde. Üstelik mutsuzluğun en büyük faili servet düşkünlüğü olduğu halde. Kimisi, yani bulanlar havalara uçarak reklamını da çok iyi yapıyor. Adeta enjekte ediyor, dışarıda, komşuda, okulda, iş yerinde, sosyal hayatta kime ne gösteriyorsa veya bakanlar ne görüyorsa, kafalarda işliyorsa. Yarış devam ediyor. Kimileri için don kişot misali. Daha fazla ün, daha fazla para, iktidar, talep eden, muhalefet eden. Hırçınlaşan.

Birde sessiz gariban denen kesim var. Ezilen, ama mutlu, mütevazi. Sayıları ne kadar belli değil. Aynı fırsatlar ellerinde geçse ne olurdu? Çoğu için belki değişmezdi, ama ya gerisi.

Benim dünyamda biraz bunlarla yorgun ve meşgul. Neden diye sormayın. Düşünmem gerek tekrar yazmadan önce...

Beni bana sormayın,

Keşke benden öte olsa...

Yazan: Ekrem Canbaz

Yazar-Şair-Televizyon Yapımcı ve Sunucusu-Akademisyen

Kitabımın devamı şu linktedir değerli okuyucularım:

https://www.wattpad.com/500897887-toz-iken-alemi-soyutlama-giri%C5%9F